Kadınlarda İdrar Kaçırma Sorunu

27 Ocak 2010 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık


Rutin işler sırasında, idrarın ani ve istemsiz olarak idrar yolundan dışarı çıkması, “idrar kaçırma” olarak tanımlanıyor. ABD’de yapılan araştırmalara göre, her beş kadından biri, hayatının bir döneminde bu sorunla karşı karşıya kalıyor.

Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Tolga Ergin, erken safhalarda tanı konulduğu takdirde, pek çok kadının ortak sorunu olan idrar kaçırmanın ilaç ve egzersizle bile ortadan kaldırılabildiğine dikkat çekiyor.İdrar kaçırma sorununa dikkat çekmek amacıyla Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümü bünyesinde kurulan “Ürojinekoloji Kliniği”nde en modern tanı yöntemlerinden yararlanılıyor ve çağdaş tedaviler organize bir şekilde sunuluyor. Doktorunuz ile idrar kaçırma konusunu açıkça konuşmanız, tedavi seçeneklerini öğrenmenizi, bir zamanlar yaşadığınız tam ve aktif yaşam tarzını yeniden kazanmanızı sağlayabiliyor.

Kadınlarda İdrar Kaçırma Sorunu – Kadınlarda idrar kaçırma tedavi edilebilir

TİPLERİ
Doç. Dr. Tolga Ergin, idrar kaçırmanın belli gruplara ayrılarak incelendiğine dikkat çekerek, “Çünkü tedavi yaklaşımları idrar kaçırmanın tipine göre farklılık gösteriyor” diyor.

Stres idrar kaçırma:
Kadınlardaki idrar kaçırmanın en sık görülen tipini oluşturuyor. Stres tipi idrar kaçırmanın en sık nedeni pelvik taban kaslarının zayıflaması. Pelvik kasları, taban üretrayı, idrar yapma zamanı gelinceye kadar kapalı tutuyor. Pelvik taban zafiyeti olduğunda, egzersiz ve öksürme gibi karın iç basıncını artıracak durumlar, üretranın açılmasına ve idrar kaçırmasına neden oluyor. Bir diğer nedenini ise mesane boşalmasını kontrol eden kasların yetersizliği oluşturuyor. Bu kaslar görevlerini yerine getiremediklerinde, öksürme ve egzersiz gibi çeşitli hareketler sırasında idrar kaçırılıyor. Çok sayıda müdahaleli doğum, iri bebek doğurma, obezite, ailesel yatkınlık ve menopoz, idrar kaçırma sorununda risk faktörlerini oluşturuyor.

Urge idrar kaçırma:
Güçlü bir tuvalete gitme ihtiyacı hissedildiği anda tuvalete yetişemeden idrar kaçırma olayına bu tipte rastlanıyor. Stres idrar kaçırmadan farklı olarak pelvik tabandaki zayıflıktan değil, mesane kaslarının aşırı aktif olmasından kaynaklanıyor.

Miks idrar kaçırma:
Stres idrar kaçırma ile urge idrar kaçırmanın bir arada olduğu durumlarda miks idrar kaçırmadan söz edildiğini belirtiyor. Örneğin hasta hem öksürdüğünde ya da hapşırdığında, hem de bazen ani bir sıkışma hissi sonrasında idrarını kaçırabiliyor.

Taşma idrar kaçırma:
Mesanede kapasitenin üzerinde idrar depolandığında idrar yapma zorunluluğu hissetmeden küçük miktarda idrar kaçırma görülüyor. Kadın hiçbir zaman mesanesini tamamen boşaltamadığı hissine kapılıyor. Diyabet, pelvik yaralanma, geniş pelvik cerrahi, omurilik yaralanmaları ve multipleskleroz gibi durumlarda kas tonusunun kaybolması sonucu oluşuyor.

NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?
Tanıda idrar tipinin belirlenmesi büyük önem taşıyor. Çünkü her tip idrar kaçırmada her tedavi yaklaşımı etkili olmayabiliyor. Bu açıdan en doğru tedavinin idrar kaçırma tipine göre belirlenmesi gerekiyor.Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç.Dr. Tolga Ergin, tedavi yöntemleri konusunda şunları söylüyor:

Kegel egzersizleri:
Pelvik taban kaslarını güçlendirmeye yönelik egzersizler bazı durumlarda tek başına ancak genelde yardımcı yöntem olarak etkili oluyor. Bu tedaviyle idrar torbası ve idrar yapmayla ilgili kasların kontrol altına alınması sağlanarak pelvik taban kasları güçlendiriliyor. Bu egzersizlere ek olarak bir günlük (idrar günlüğü) oluşturularak bu program çerçevesinde mesane eğitimi sağlanmaya çalışılıyor. Bu egzersizlerle birlikte veya tek başına uygulanan biofeedback ile elektrik stimulasyonu da, zayıflamış pelvik taban kaslarının güçlendirilmesinde etkili oluyor.

İlaç tedavisi:
Bazı idrar kaçırma tipleri ilaçlar ya da hormonlarla tedavi ediliyor. Özellikle urge idrar kaçırma tipinde ilaç tedavisi ilk seçenek. Günümüzde bu soruna karşı oldukça etkili ilaçlar var. İlaç tedavisinin süresi ise hastadan hastaya değişiyor. Ancak stres idrar kaçırma tipi ilaç tedavisine yanıt vermiyor.

Cerrahi tedavi:
Diğer tedavi yaklaşımları başarısız olduğunda cerrahi müdahale yapılıyor. Doç.Dr. Tolga Ergin, artık günümüzde lokal anestezi altında dahi uygulanabilen çok basit, daha az invazif (daha az kesi ile yapılan) çok kısa sürede uygulanabilen oldukça etkili, taburcu olma ve iyileşme dönemi çok daha kısa yeni metodların geliştiğini belirtmekte.

NE ZAMAN BAŞVURMALI?
Aşağıdaki sorulardan birine yanıtınız “evet” ise bir uzmana danışın.

  1. Güldüğünüzde, öksürdüğünüzde veya hapşırdığınızda
  2. Yürürken veya egzersiz yaparken
  3. Ağır bir eşya kaldırırken
  4. Oturur ya da yatar durumda ayağa kalktığınızda idrar kaçırıyorsanız
  5. Gün boyunca sık sık tuvalete gitmek zorunda iseniz
  6. Bu sorun nedeniyle ped kullanmak zorunda kalıyorsanız
  7. İdrar yapma hissi geldiğinde tuvalete yetişemiyorsanız
  8. Tuvalette hiçbir zaman idrarınızı tamamen boşaltamadığınız hissine kapılıyorsanız…

Doç. Dr. Tolga Ergin, “İdrar kaçırma, sıklıkla tedavi edilebilen bir durum olsa da her kadında ve her tip idrar kaçırmada her tedavi yaklaşımı etkili olamayabiliyor. En doğru tedavi, idrar kaçırma tipine göre belirleneceğinden dolayı, idrar kaçırmanın tipinin belirlenmesi ve doğru tanının konması çok önemli” dedi.

GECE İDRAR KAÇIRMADA TEDAVİ
Gündüz idrar kaçırma yakınması ile başvuran kadınların bir bölümünde problemin gece de devam ettiği görülmektedir. Bu yakınmanın da olduğu hastalarda “Urge İnkontinans” probleminin araştırılması bakımından mesaneye kateter konularak yapılan “Ürodinami” çalışmasının yapılması gereklidir. Elde edilen sonuca göre bu hastalarda öncelikle ilaç tedavisinin uygulanması daha uygun olacaktır.

Dr. Hakan Özveri, “İdrar kaçırma sorunu artık kolaylıkla tedavi edilebiliyor. Tedaviden başarılı sonuç alınabilmesinde idrar tipinin belirlenmesi ve multidisipliner bir yaklaşım büyük önem taşıyor. Yani, ürolog ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanının birlikte çalışması gerekiyor” dedi.

  1. Idrar kaçirma baslica 3 ana grupta incelenir
  2. Gerçek Stres Inkontinans (Kas, sinir güçsüzlügüne bagli)
  3. Detrusor Instabilitesi (Mesanenin kontrol edilemeyen otomatik kasilmasi)
  4. Karisik (her iki durumun da varligi)

Gerçek Stress Inkontinans


Daha çok dogum yapmis kadinlarda görülür. Kasik adalelerinin veya sinirlerinin dogum sirasinda zedelenmesi sonucu, mesane boynu öksürme, hapsirma, gülme, merdiven çikma, yük tasima, cinsel iliski sirasinda yer degistirerek veya kapanamayarak karin içinde artan basinçla hasta idrar kaçirir. Tedavi genellikle cerrahidir. Fizik tedavi (kasik adalelerinin güçlendirilmesi , elektrikle uyarma (stimulasyon), menapozdaki kadinlarda hormon tedavisi de uygulanabilir.

Detrusor Instabilitesi
Genellikle daha ileri yaslarda görülmesine ragmen, mesanenin tahris oldugu durumlarda (iltihap, tas, tümör vb) her zaman ortaya çikabilir. Bu hastalarda küçükken gece yataga iseme, gece uykudan uyanarak idrar yapma (normalde 2 kez olabilir), gündüz çok idrara çikma (normalde 6 kez) daha siktir. Su sesi ile idrar hissi veya sikisma olabilir. Genellikle fiziksel aktivite (gülme, konusma, hapsirma,öksürme, yük kaldirma, cinsel aktivite gibi) ile de tetigi çekilebilen ansizin idrar yapma hissi duyarak tuvalete kosan hasta tuvalet kapisinda idrarini tutamayip kaçirir. Tedavide cerrahinin yeri yoktur. Fizik tedavi (mesanenin yeniden terbiyesi), elektrikle uyarma (stimulasyon), ilaç tedavisi uygulanir.

Karisik Idrar Kaçirma
Yukarida bahsedilen her iki durum ayni hastada birlikte vardir. Her tedavi seçenegi de uygulanabilir. Önce ameliyat,sonra fizik tedavi, ilaç veya elektrikle uyarma veya önce fizik tedavi sonra ameliyat denenebilir.

Tanı:

  • Hastanin idrar kaçirmasinin sekli ögrenilir. Daha sonra jinekolojik muayene yapilarak mesane, mesane boynu, vajen ve rahimde sarkma olup olmadigi, özellikle daha önce geçirilmis ameliyatlara bagli idrar yollarindan hazneye olusan kanalcik, fistüllerle olusmus sürekli kaçaklar olup olmadigi arastirilir. Bu islemlerden sonra hastanin idrar tahlili, iltihap açisindan idrar kültürleri yapilir. Bu tetkiklerde anormal bulgu tespit edilirse uygun tedavi yapilir. Daha sonra hastanin idrar kaçirmasini gözlemek için mesaneye bir miktar sivi verilerek veya sikismasi beklenerek ikindirma ile idrar kaçirma gözle görülmeye çalisilir. Idrar kaçirmanin varligini veya miktarini tespit edebilmek için ped test yapilabilir. Hasta bu test için 24 saatlik bir zaman içerisinde degistirdigi pedleri getirir. Pedlerin kuru ve islak agirliklari arasindaki fark hesaplanarak kaçirmanin varligi ve miktari tespit edilmeye çalisilir. Özellikle daha önce idrar kaçirma ameliyati olmasina ragmen idrar kaçirmaya devam eden hastalar ve ameliyat yapilacak hastalarda daha ayrintili bir inceleme olan Ürodinami yapilir. Bu islem sirasinda hastanin mesanesine yerlestirilen bir kateter ile tuzlu su verilerek dolma, kaçirma ve iseme basinçlari bilgisayar yardimiyla kaydedilerek rakamsal ve grafik olarak yazdirilir.
  • Ürodinami son derece karmasik ve pahali bir test olmasi nedeniyle her hastaya uygulanmasi dogru degildir. Muayene ve hastalik öyküsünden faydalanilarak bazi tedaviler denenip sonuca göre ürodinami veya operasyona karar verilebilir.

Sağlık dolu günler diliyorum.

Televizyon izlemek ölüme sebep olabilir..!

18 Ocak 2010 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

Televizyon izlemek ölüme sebep olabilir

Televizyon izlemek ölüme sebep olabilir

Televizyonun başında çok uzun saatler hareketsiz kalmak, erken ölme riskini artıyor.

    Avustralya’da 6 yıl boyunca herhangi bir kalp rahatsızlığı bulunmayan 25 yaş üzeri 8 bin 800 kişi üzerinde yapılan araştırmadan ilginç sonuçlar çıktı. Araştırmaya göre, günde 4 saat veya daha fazla televizyon karşısında kalanların, 2 saatten az izleyenlere göre kalp rahatsızlığından ölme ihtimali yüzde 80 daha fazla. Bu kişilerin herhangi bir sebepten ölme olasılığı da az       TV izleyenlere göre yüzde 46 fazla.
Bunun yanı sıra televizyon karşısında harcanan her ek bir saat, kalp rahatsızlığından yaşamını yitirme riskini yüzde 18, genel sebeplerden ölüm riskini de yüzde 11 artırıyor.
Katılanların yaşları, sigara kullanımı, tansiyonları gibi sağlık konuları hesaba katıldığında bile bu oranların değişmediği belirtiliyor.

Sebep ise; hareketsiz kalmak,

   Bu “tehlikeli” durumun nedeni ise televizyonunun kendisi değil. Araştırmayı yöneten Dr. David Dunstan, sorunun, televizyon karşısında “yanlış oturmaktan” kaynaklandığını belirtiyor.

   Araştırmaya göre, çok uzun süre televizyon izlemek, çok uzun süre oturmak anlamına geldiği için, bu sürede kaslar hareket etmiyor ve böylesine uzun süreli hareketsizlik metabolizmayı bozuyor. Dahası, sonrasında egzersiz yapmak televizyon karşısında çok oturmanın getirdiği olumsuz sonucu telafi etmiyor.
   Dunstan, insanların TV izlerken de aktif olabileceğine dikkati çekerek, reklam aralarında ayağa kalkılması, dolaşılması ve TV izlerken bazı egzersizler yapılması tavsiyelerinde bulundu.

    Araştırmanın detayları American Heart Association Journal’in 26 Ocak sayısında yayımlanacak.

AIDS sizi korkutmasın

02 Kasım 2009 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

aids-korkutmasin

aids-korkutmasin

Koruma yönteminizi doğru seçin
AIDS korkutmasın

  • Konuşulması bile adeta tabu olan AIDS, artık korunmasız her türlü ilişkiyi tehdit ediyor, özelllikle de kadınları! Korunmak için bildiğiniz yolların dışında,oldukça ilginç olarak yorumlayacağınız ve belki de hiç duymadığınız yöntemler de var. Öyle ki ameliyat eldiveninden,plastik folioya kadar birbirinden ilginç araçlar kullanımınıza sunuluyor.
  • Tüm dünyada, cinsel ilişki yoluyla buluşan enfeksiyonların sayısı hızla artıyor. Bunların en önemlisi ise, yanlış inanışlar ve kaygılar yüzünden pek çoğumuzun konuşmaktan bile çekindiği; AIDS! Öyle ki, yaklaşık 45 milyon kişi bu hastalıkla yaşamını sürdürmeye çalışırken,25 milyon kişi de hayatını kaybetmiş durumda. Ancak tüm bu çarpıcı rakamlara rağmen AIDS genellikle göz ardı edilen bir ve adeta tabu olan bir konu. İlk yıllarda sanki homoseksüel hastalığı gibi algılandı HIV enfeksiyonu ve AIDS. Ancak bugün eldeki veriler gösteriyor ki, günümüzde yayılımında ağırlıklı veriler gösteriyor ki, günümüzde yayılımında ağırlıklı olan homoseksüel değil, heteroseksüel, yani karşı cinsle yaşanan ilişkiler. AIDS’te değişen bir başka boyut ise, kadınların artık daha fazla risk altında kalmaları. Öyle ki, Hıv enfeksiyonunun bulaşma riski, erkeklere oranla kadınlarda 40 kat daha fazla. Tüm bu çarpıcı bilgiler de, AIDS’i tabu olmaktan çıkarıp, iyiden iyiye tartışmamız ve en önemlisi de korunma yöntemlerini yaşam biçimi haline getirmemizin artık şart olduğunu ortaya koyuyor. İnsanları bu hastalık hakkında bilinçlendirmek için Ankara’da düzenlenen 1. Ulusal AIDS Savaşım Sempoyumu’nda,”AIDS”, tüm çığlaklığıyla gözler önüne serildi.
  • Hacettepe AIDS Tedavi Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr.Serhat Ünal ile Ankara AIDS Savaşım Derneği Başkanı Prof. Dr. Dilek Arman AIDS bilgi verdiler.Ve, cinsel ilişkide bu hastalıktan korunma yöntemlerini tek tek derletik. En bilinen yöntemden en şaşırtıcısına varana kadar… Ama öncelile, AIDS’in neden korkutucu karakterde olduğunu bir kez daha hatırlatmakta fayda var.
  • IDS, kan ya da cinsel yolla bulaşan bir virüs hastalığı. Human Immunodeficiency Virüs(HIV), yani, “İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü” bulaştığı vücutta, çeşitli hücrelere, özellikle de CD4T kan hücrelerine yerleşerek çoğalıyor. Zarar gören CD4T hücreleri de giderek azalıyor ve vücudun bağışıklık sistemi yıkıma uğruyor. Bunun sonuncunda normalde hafif geçen ya da ender rastlanan hastalıklar bir bir ortaya çıkmaya başlıyor. Vücut bu hastalıkların gelişmesi üzerine direncini iyice yitiriyor.

Sinsi Sinsi İlerliyor

  • Prof.Dr.Dilek Arman, virüsün, vücuda girdiği andan itibaren bulaştırma özelliğine sahip olduğuna dikkat çekiyor. Ancak, belirtilerin ortaya çıkması,yaşam koşullarına ve vücut direncine göre değişiyor. Kişi, HIV aldıktan sonra 3-10 yıl, hatta bazen daha uzun süre sağlıklı ve çoğunlukla belirtisiz bir yaşam sürebiliyor.hastalık ilerledikçe,belirtilerde kendini göstermeye başlıyor. Ancak bazen HIV enfeksiyonunun bulaşmasından sonra ; yüksek ateş,lenf düğmelerinde şişme gibi belirtilerde gelişebiliyor. Ardından bu belirtiler kendiliğinden kayboluyor. Ve, yıllar sonra ortaya çıkıyor.

Google Aramaları : Aids ,AIDS Korkutmasın , AIDS Korkutmasın Fotoğrafları , AIDS Korkutmasın Sohbet , AIDS Resmi ,Aids Sinsi Sinsi İlerliyor ,AIDS Sohbet , AIDS Testi Ne Zaman Yapılmalı? X Korkutmasın AIDS X AIDS zararları , AIDS kotulukleri , AIDS nedir, AIDS nedenleri , AIDS sebepleri , AIDS li insanlar ,AIDS ornekler

Akraba Evliliği Sonucları

13 Eylül 2009 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

akraba evliligi

akraba evliligi

Prof. Doktor Ali Telli, çocuk yaşta bir hastalığın belirtilerini saptamanın zor olduğunu ancak çocuğun erken yorulmasının, dudaklarında morluklar olmasının, yürürken ya da koşarken bacağında erken ağrılar olması ya da koşamama gibi durumların kalp rahatsızlığına işaret edebileceğini ifadesiyle konusmustur.

Prof. Doktor. Telli, “Çocuğa en yakın olan annenin ya da öğretmeninin çocuktaki bu tip durumlar dikkatini çekebilir. Örneğin çocuğun beden eğitimi dersinde yapması gereken hareketleri normal yapamaması bile bu hastalığın belirtisi olabilir. Yine de bu tür şüphelerde yapılacak olan bir tetkik rahatsızlığı tam olarak ortaya koyabilir. Teşhis konulduktan sonra onun tedavisi mümkün. Krize imkan vermeden tedavi etme olanağımız da var. Teknolojinin gelişmesiyle bu tür hastalıkların çoğu tedavi edilebilir duruma geldi” şeklinde demeç vermiştir.

Deri Tüberkülozu Acıklama

01 Eylül 2009 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

Deri Tüberkülozu

Deri Tüberkülozu

Deri Tüberkülozu  yüzeyine çok defa mercimek veya bezelye büyüklüğünde deri çıkıntılarına genel olarak tüberkül adı verilir. Deride
tübertül meydana getiren başlıca hastalıklar tüberküloz, frengi, cüzam ve derin mikoz dediğimiz bazı mantar hastalıklarıdır. Evvelce tüberküloz basili ile temas etmemiş kimsede bu mikrobun yaptığı yaraya tüberküloz şankrı denir. Aynı zamanda o belge lenf bezlerinde şişme yani adeno-pati meydana gelir ve hızla yumuşayarak açılır.
Lupus vulgaris, deri tüberkülozunun en sık görülen şeklidir. En çok kadınlarda ve genellikle yüzde yerleşen.bir ile uc mm. çapın­da sarımtrak kırmızı renkte, saydam şiş­kinlikler vardır. Nodul şeklindeki bu şiş­likler tazyikle hafif ağrılıdır. Lüpom da de­nen bu şişlikler tek olarak bulunabileceği gibi, plak biçiminde de yaygmlaşabilirler.

Aşırı Terleme, Klipsli Ets Ameliyatı

13 Temmuz 2009 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

Klipsli Ets Ameliyatı

Klipsli Ets Ameliyatı

Koltukaltı ve ayak terlemesinden şikayetçi olup 2008 senesinde mart ayının yirmiyedi’sinde ilki nisanın yirmi iki sindede ikincisi olmak üzere özel çapa hastanesinde sevgili doktorum Op. Doktor İlhan Akaslan’ın yaptığı iki klipsli ets ameliyatı geçirdim. yazılanları okuyorum ve çok üzülüyorum bende kesinlikle reflex terleme denen o şeyden olmadı nedir nasıldır anlatılanları çözebilmiş değilim.

Vucudumuzda genel olarak olan terleme aynen sürüyor onun dışında bana kar kalan ameliyattan sonra hemen etkisini gördüğüm kupkuru ellerim ve koltukaltlarım kaldı ayaklarım tamamen kurumadı ancak onda da azalma var.

Bu reflex terleme denilen şeyin kişi tarafından pisikolojik olarak yaratılabilmiş olduğunu düşünüyorum ama şunu da rahatlıkla söyleyebilirm ki istediğim giysiyi koltukaltımdan belime kadar olan lekeler olmadan yeni tanıştığım biri ile tokalaşırken ilk anda kötü bir izlenip tabiri caizse bir-sıfır yenik başlamak adına başka yerimde terleme olsa bile buna katlanırdım.

Benim gibi düşünen arkadaşlar bence daha bu konuda kafasını bulandırmasınlar ameliyatta çok yorucu olmadığından eğer kararlılarsa bir an önce kurtulsunlar.

Bu estetik ameliyatla bende heyecan denen şey de olduğu gbi gitti eskisi gibi panik bir insan asla değilim hayatıma yeniden başladım gerçekten şuanda herşey mükemmel. bence internetten daha fazla araştırmak yerine bu işi yapan doktorlarla görüşüp kendinizi yakın hissetiğiniz işinde uzman olduğunu düşündüğünüz bir doktora ameliyatınızı olun.

ALINTIDIR

Nefes darlığı Sorunu

28 Haziran 2009 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

nefes-darligi

nefes-darligi

Nefes darlığı, hastanın güçlükle nefes alıp vermesi halidir. Nefes darlığı, sübjektif olarak duyulan rahatsız edici bir duyudur. Hasta soluma eforunun arttığını duyar. Nefes darlığına “zorlu solunum” demek de mümkündür. Normal bir insanın alışkın olduğundan fazla bir iş yaparken fazla solunum gereksinmesi (hiperpe) bir nefes darlığı değildir. Her kişinin bir iş kapasitesi vardır. Bunu aşınca normalden daha derin ve daha hızlı solumaya başlar. Özellikle hareketsiz bir hayat yaşayanlar, yaşlılar, şişmanlar ve kadınlar küçük bir eforla daha fazla solunum gereksinmesi ile karşılaşırlar. Bunları nefes darlıkları arasına katmamak gerekir. Kısacası dispne bir hastalık halidir. İstirahat halinde bir şahsın bir dakikada soluduğu hava (dakika solunum hacmi), zorlu şekilde bir dakikada soluduğu havanın (en yukseksolunum kapasitesi) 1/3 ünden dahada azdır. Bu oranın büyümesi, yani solunum yedeğinin azalması, dispneye neden olur.

Verem Hastalıgı

28 Haziran 2009 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

verem

verem

En çok akciğerlerde yerleşen, had ve müzmin şekilleri olan özel mikroorganizmalar tarafından husûle getirilen çok eskiden beri bilinen bir enfeksiyon hastalığı. Tıp tarihi bu hastalığın binlerce seneden beri var olduğunu göstermektedir. Eski Mısır mumyalarında omurga tüberkülozunun izlerine rastlanmıştır. Tüberküloz terimi ilk olarak 1834 yılında kullanılmağa başlandı. Tüberkülozun amili 1882 yılında’de Robert Koch tarafından keşfedilmiş ve “Koch Basili” olarak adlandırılmıştır. Yıllar geçtikçe, tüberkülozun bilinmeyen yönleri gün ışığına çıkmış, teşhis ve tedavisi konusunda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.

Tüberküloz basili, mikroorganizmaların mikobakteriler sınıfındandır. Mikobakteriler; hareketsiz, sporsuz, asit ve alkalilere dayanıklı ve oksijen seven bakterilerdir. Mikobakteriler grubunda zararsız olan birçok mikroorganizma da vardır. İnsan tüberkülozu; mikobakterilerin insan tipi, sığır tipi ve nâdiren de kuş tipiyle meydana gelir. Bir de atipik mikobakterilerle meydana gelen tüberküloz vardır ki, bu tüberküloz tipi, tedâviye dirençli olması ve bâzan öldürücü olması sebebiyle ehemmiyet arzetmektedir. Tüberküloz basili ortalama bir – dort mikron uzunluğundadır. Patatesli, yumurtalı, gliserinli katı ortamlarda yaklaşık olarak dort altı haftada üreme gösterir.

Zeka Geriliği Sipastiksel

28 Haziran 2009 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

zeka-geriligi

zeka-geriligi

Zeka testleri: Zeka testlerinden sık kullanılanlardan bazıları şunlardır:

Cattell Zeka Testi: Kültürden arınmış bir testtir. Bütün toplumlara uygulanabilir. Üç çeşidi vardır: Birincisi dort ve sekiz yaş arasındaki çocuklar ve debiller (hafif zeka gerisi olanlar) için; ikincisi sekiz ve oniki yaş arası çocuklar ve bütün yetişkinler için; üçüncüsü yüksek seviyedeki genç ve yetişkinler için hazırlanmıştır. Sorulan soruların belli bir zaman içinde cevaplanması istenir.

Alexander Pratik Zeka Testi: Bu testle ilkokulu bitiren çocukların teknik kabiliyetlerini ölçmek ve onları daha ileri sınıflara (özellikle sanat okullarına) yöneltmek maksadıyla hazırlanmıştır. Test aynı zamanda özel sınıflarda okutulması icab eden çocukların tespitinde çok işe yaramaktadır. Testte tahta kutulardan, boyalı küplerden çeşitli problemler çözülmesi istenir.

Porteus Labiret Testi: Zeka fonksiyonunun özel bir şeklini ölçer. Meselâ, bâzı vaziyetlerde temkinli davranmak, ileriyi görmek, çeşitli engellerden kendini korumak gibi. Bu test bilhassa bir insanın bugünkü hayatındaki davranışlarda gösterdiği

Uyuşturucu maddeler (denemeyiz)

28 Haziran 2009 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

uyusturucu-madde

uyusturucu-madde

- Uyuşturucu Maddeler Ve zararları:
Uyuşturucu olarak kullanılan birçok madde vardır. Bunların kimyasal yapıları birbirinden farklıdır. Kullanıldıklarında merkezi sinir sisteminin farklı bölümlerini etkileyerek değişik belirtilere yol açarlar. Uyuşturucu maddeleri ve özelliklerini aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz.

Afyon, morfin, eroin grubu uyuşturucular:Bu grup uyuşturucular afyon bitkisinden elde edilir. Güçlü ağrı kesici özelikleri vardır. Merkezi sinir sisteminde yatıştırıcı etki yaparlar. Bu maddeler kullanıldığında sakinleşme, neşelenme meydana gelir. Kaygılar ve sıkıntılar kaybolur.Düşünme yeteneği azalır, irade zayıflar.Kişilik bozukluğu,ilgisizlik, ruhsal çöküntü meydana gelir.Kan basıncı düşer, nabız ve solunum sayısı azalır.Göz bebeklerinde küçülme, ağız kuruluğu, bulantı, kusma görülür. Çok kolay bağımlılık yapan maddelerdir. Yoksunluk durumunda burun akıntısı, titreme, terleme, kramplar, panik ve bilinç kaybı meydana gelir.

Esrar:Hint kenevirinden elde edilen bir uyuşturucudur. Merkezi sinir sisteminde yatıştırıcı etki yapar. Özellikleri ve yoksunluk tablosu afyon ve türevlerine benzer. Kullanıldığında rahatlama ve uyuşukluk meydana getirir. Kişi bir rüya alemine dalar, halisinasyon görür. Uzun süre kullanıma bağlı olarak karakter kaybı ve akli durumda bozukluklar meydana getirir.

Barbituratlar ve sakinleştiriciler:Barbituratlar, diazem benzeri sakinleştirici ilaçlar tıpta kullanılan maddelerdir. Bunların doktor kontrolü dışında kullanlması bağımlılığa yol açar. Merkezi sinir sisteminde yatıştırıcı etkisi olan bu maddeler kullanıldıklarında gevşeme, rahatlama ve uykuya eğilim meydana getirirler. Uzun süre kullanıldıklarında karaciğerde kanser, kan dokuda bozukluk meydana gelir.

LSD, Meskalin, PCP:Bu grupta yer alan maddeler hayal gördürücü maddelerdir. Kullanıldıklarında önce neşe, sevinç ve tatlı hayaller görülmesine yol açarlar. Daha sonra endişe, panik, kusma, hafıza kaybı meydana getirirler.Şiddet eğilimine ve ruh hastalıklarına yol açarlar.

Kokain:Koka bitkisi yapraklarından elde edilen bir maddedir. Uyarıcı bir özelliği vardır. Kullanıldığında yalancı bir kuvvet hissi, konuşma isteğinde artma, cinsel uyarı yaratır. Daha sonra ruhsalçöküntü, halisinasyonlar, kalp ve solunum yetmezliği durumlarına yol açarlar.

Amfetaminler:Uyarıcı özelliği olan ilaçlardır. Genellikle doping amacıyla kullanılırlar.Uykusuzluk, aşırı haretlilik ve halisinasyona yol açarlar. Karaciğer hasarına sebep olurlar.

İnhalanlar:Solunum yoluyla çekilen uyuşturucu maddeler, solventerler(çözücüler), yapıştırıcılar gibi maddelere inhalanlar denir.Bu maddeler baş ağrısı, görme bulanıklığı, uyuşukluk meydana getirir. Kısa sürede karaciğer ve böbrek hasarı, bilinç kaybı, kemik iliğinde baskılanma sonucu kansızlık meydana getirirler.
Bu maddelerin etkilerini bir bütün olarak ele alırsak;

Uyuşturucu FİZİKİ ETKİLERİ
Beyin ve Merkezi Sinir sisteminde : Sigaradan itibaren bütün uyuşturucuların en büyük zararı ve tahribatı beyin ve merkezi sinir sistemi üzerindedir.

Sindirim Sisteminde: Bulantı, kusma, karın ağrıları, kabızlık, ishal, mide ve bağırsak spazmları, kanama ve yaraları, gastrit, ülser vs.
Karaciğer ve Böbreklerde: Bu zehirlerin organizmadan atılmasında en ağır görev bu organlara düşmekte olup, karaciğer ve böbreklerde büyük arıza ve tıkanmalara, karaciğerde yetersizlik, yağlanma,sertleşme (siroz)…
Böbreklerde büyük tahribat, albümin, kan ve idrar çoğalması, tıkanmalar,ağır böbrek hastalıkları.
Gözlerde: Işık ve mesafede uyumsuzluk, şaşılık gece körlüğü, göz bebeği büyümesi, küçülmesi, göz adele felci bilinen sonuçlar ve tezahürlerdir.
Solunum Sisteminde: nefes darlığı, öksürük, boğulma hissi, bu yolla kalp sıkışmaları, solunum felçleri ve ölümler bilinen olaylardır.
Kan organlarında: Kan,insan hayatının en önemli organı olup, uyuşturuculardan büyük zararlar görür. Kansızlık,kan zehirlenmeleri, kan hücrelerinde şekil ve miktar değişiklikleri, kanın korkulu arızası olan pıhtılaşma ve kangrenler başlıca arızalardır.
Zehirlenme: Uyuşturucuların başta gelen olumsuzluğu zehirlenmeler ve bu yolla gelen ölümlerdir. İlk defa olursa HAD, tekerrür ederse “Müzmin Zehirlenme” adını alır.

SOSYAL ve MADDİ zararları
Sosyal bir varlık olan insanın çevresi ile uyum içinde olması, akıl ve zihin sağlığı ile mümkündür.
Bu sebeple akli ve zihni hayatın en büyük düşmanı olan uyuşturucular, insanın uyum gücünü zaafa ve iflasa götürmekle onu aileden, toplumdan ve çevresinden kopararak, yalnızlığa, bunalıma ve hemen ardından da sorumsuz, hipisel (hayvani) bir hayata mahkum eder. Bağımlıyı yaşayan bir ölü haline getirir. (Hip Kültür)
Bu sebeple, uyuşturucuların, bağımlıya, aile hayatına, doğacak çocuklara, iş hayatına, aile ve ülke ekonomisine, ferdi ne toplumsal ahlaka (namus,iffet, şeref, haysiyet v.s.) verdiği zararlar ifadelere sığdırılamaz.
İntiharların, cinayetlerin, her türlü fuhşiyat, gasp ve anarşinin temelinde uyuşturucu vardır.
İç ve dış düşmanların en tahripkar silahı uyuşturucu ve uyuşturucu salgınlarının itici gücü olan uyuşturucu kültürü (hip kültür) dür. Cemiyetleri inkıraza götüren her türlü maddi ve manevi tahribatın temeldeki sebebidir. Bunlar, ayrıca
AİDS, frengi, verem, kanser, kangren ve benzeri bir çok ölümcül hastalığın yayılmasında da en büyük fail uyuşturucular ve bağımlılarıdır.

-Uyuşturucu Madde Bağımlılığı: Uyuşturucu maddeler fiziksel ve psikolojik bağımlılık meydana getirirler.
Psikolojik bağımlılık:Keyif verici maddeyi belirli aralıklarla alma isteği duyulmasına denir.Kişi maddenin yokluğuna bağlı huzursuzluk duyar.
Fiziksel bağımlılık:Merkezi sinir sistemi hücrelerinin normal görevlerini yapabilmeleri için alışılan maddeye sürekli ihtiyaç duyulmasına denir.Alışılan maddenin alınmaması halinde vücutta ortaya çıkan belirtilere yoksunluk belirtisi adı verilir.Fiziksel bağımlılıkta yoksunluk belirtileri ölüme yol açacak kadar şiddetli olabilir.

1.Sebepleri
Uyuşturucu madde bağımlılığının sebeplerini üç grupta toplayabiliriz.
Uyuşturucu maddenin yapısal özellikleri:Uyuşturucu maddelerin kimyasal yapıları gereği merkezi sinir sisteminin reseptör hücrelerine bağlanarak etki gösterirler ve bağımlılık yaratırlar. Bu nedenle tedavi amacıyla verilen uyuşturucu nitelikteki ilaçların aşırı ve yanlış kullanılmasıyla da bağımlılık oluşmaktadır. Hekim önerisi ve kontrölü dışında keyif almak veya sakinleşmek amacıyla uyuşturucu özelliğindeki ilaçların kullanılmasına kötüye kullanma adı verilir.Ağrı kesiciler dahil bir çok ilaç hekim önerisi dışında kullanılmakta, bu durum direnç arttırımına(tolerans) ve bağımlılığa yol açmaktadır.Örneğin; kaza veya ameliyat sonucu kullanılan kuvvetli ağrı kesiciler kolaylıkla bağımlılık oluşturabilmektedir.

Kişisel özellikler:Uyuşturucu madde bağımlılığı özellikle gençler arasında hızla yayılmaktadır. Ergenlik dönemi problemleri arasında bocalayan gençler sorunlarının çözümünü uyuşturucularda aramaktadır.Grup arkadaşlarının baskısı, onlara uyum sağlama isteği, merak ve macera tutkusu, yasaklara karşı gelme isteği, sorumluluktan kaçma, başarısızlık ve güvensizlik gibi duygulardan kurtulma gibi nedenlerle kişiler uyuşturucu maddeleri denemektedir.”Nasıl olsa ben alışmam, bir defa denemekten ne çıkar, istediğim zaman bırakırım” gibi düşüncelerle kişiler uyuşturucu bağımlısı haline gelirler.

Çevresel faktörler:Uyuşturucu madde bağımlılığında sosyal çevrenin önemli rolü vardır. Aile içindeki huzursuzluklar, aşırı kısıtlayıcı ve baskıcı tutumlar veya aşırı serbest davranılması, ailede uyşturu kullanan bireyler olması gibi sebepler kişileri uyşturucuya itebilir. Arkadaş gruplarının baskısı veya özendirmesi uyuşturucuya başlamakta etkendir. Özellikle ergenlik döneminde grupların etkisi fazladır. Uyuşturucu satıcılarının hedef kitlesi gençlerdir. Lise ve üniversite gençleri arasında uyuşturucu madde kullanımı yaygınlaştırarak büyük paralar kazanmaktadırlar. Bazı ülkelerde uyuşturucu kullanımına hoşgörüyle bakılmakta ve suç sayılmamaktadır. Bu durum bağımlılığın yayılmasına yol açmaktadır. Ülkemizde uyuşturucu maddelerin üretimi, ithali, alımı, satımı, bulundurulması, alımına yardımcı olunması ve sahte reçeteyle alınması şuçtur ve ağır cezalar uygulanmaktadır. Güçlü ağrı kesiciler ve sakinleştirici ilaçlar da özel reçetelerle satılmakta Saklık Bakanlığı tarafından sıkı şekilde denetlenmektedir.

2.Uyuşturucu Sonuçları:
Doyma dönemi:Bu dönemde kişi yaşantısını devam ettirebilmek içinuyuşturucu maddeyi kullanmak zorundadır.Artık keyif alma ihtiyacı yoktur.Maddenin yoksunluğunda büyük sıkıntı ve problemler
doğmaktadır.Görme bulanıklığı, göz bebeklerinde küçülme, ağız kuruluğu, ellerde titreme, nabız ve solunum sayısında azalma,tansiyon düşüklüğü, kabızlık, hafızada zayuflama, ruhsal durgunluk, dikkatsizlik, irade ve kişilik kaybı, hallüsinasyonlar vardır. Karaciğer, kalp, solunum ve sindirim sisteminde hasarlar ortaya çıkmaktadır.Bağımlının gittikçe daha fazla miktarda maddeye ihtiyacı olmaktadır. Bu dönemdeki bağımlıyı kurtarmak için ciddi bir tedavi gereklidir.

Düşkünlük dönemi:Bu dönemde organlarda ağır hasarlar ve ruhsal çöküntü görülür. Kalp ve solunum problemleri, karaciğer hastalıkları ortaya çıkar. Aşrı zayıflama, kusma, kalp ve solunum yetmezliği görülür. Bağımlının hastalıklara karşı direnci azalır. Zatürre hepatit(sarılık) AIDS gibi hastalıklar meydana gelir. Beyin hasarı, kişilik kaybı, ağır ruhsal problemler ortaya çıkar.Kişi kendine bakamaz ve yardıma muhtaç hale gelir. Madde bulabilmek için her yolu dener, hatta suç işleyebilir. Yaşantısını devam ettirebilmek için aldığı uyuşturucu miktarını arttırmak zorundadır. Uyuşturucu kullanımında aşırı doz alımına bağlı olarak zehirlenme ve ölüm olayı görülebilir.Aşırı doz alındığında başlangıçta husursuzluk,sesli ve ışıklı uyarıcılara karşı aşırı tepki görülür. Hallüsinasyonlar, terleme, bulantı ve kas krampları meydana gelir. İdrar ve dışkı kontrölü kaybolur. Solunum düzensizleşir.Kalp atımı ve kan basıncı düşer. Titremelerle baygınlık, koma ve ölüm meydana gelir.
Uyuşturucu bağımlılığı erken dönemde yakalanıp tedavi edilemez ise kişiyi ölüme sürükleyen bir alışkanlıktır.

- Uyuşturucu Bağımlılığının Tedavisi
Uyuşturucu bağımlılığının tedavisinde önemli iki nokta vardır:
1 Bağımlılının kendisinin tedavi olmaya ve bağımlılıktan kurtulmaya istekli olması.
2 Bağımlılığın erken teşhis edilerek tedaviya başlanması.
Uyuşturucu madde bağımlısı istekli ise tedavi şansı son derece yükselmektedir.Aksi halde zorlamayla kişileri bağımlılıktan kurtarmak mümkün değildir. Bağımlının kalıcı organ hasarları, ağır ruhsal problemler oluşmadan teşhis edilmesi tedaviyi kolaylaştırmaktadır.Erken teşhis edilemeyen vakalarda tedavi uzamakta ve iyileşme süreci gecikmektedir.
Uyuşturucu madde bağımlılığının tedavisi:Uyuşturucu madde bağımlılığının tedavisi, tedavi ve rehabilitasyon olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilir.
3Tedavi aşmasında kişi bağımlı olduğu maddeden uzaklaştırılarak yoksunluk belirtileri ile savaşılır.Vücut organlarında meydana gelmiş hasarlar tedavi edilir. Bu safhada bağımlı hastanede gözlem altında tutulmalıdır.Yoksunluğa bağlı geçirdiği krizler son derece tehlikeli olabilir.Bu yüzden ölüme ve intihar girişimlerine sık rastlanır.Vücuttan toksit madde uzaklaştırılıp yoksunluk belirtileri kaybolduktan sonra ikinci aşamaya geçilir.
4 Rehabilitasyon aşamasında kişilerin ruhsal problemleri çözümlenmeye çalışılır. Tekrar iş gücü kazandırılarak çalışabilecek ve topluma yararlı olacak hale getirilir.Sağlığa zararlı bu alışkanlıklar yerine olumlu hobiler kazanması sağlanır. Kötü arkadaş çevresinden uzaklaşmasına ve kendine destek olacak kişilerle bir arada olmasına çalışılır.Sağlığa zararlı alışkanlıkların tedavisi için hastanelerin psikiyatri bölümlerine veya bu konularla özel olarak ilgilenen gönüllü kuruluşlara baş vurmak gerekir.
5 Sağlığa zararlı alışkanlıklardan korunmak, bu zararlı alışkanlıkların tedavisinden çok daha kolaydır. Bu alışkanlıklardan korunmak için alınması gereken önlemler ve aileye, devlete, medyaya düşen görevler;

1. Aileye Düşen Görevler
Uyuşturuculardan korunmada en büyük vazife aileye düşmektedir. Aile toplumun temel çekirdeğidir. En başta anne ve baba, çocuklara örnek olmalıdır. Çocuklar, her türlü sıkıntılarını ve problemlerini öncelikle anne ve babalarına açabilmelidirler. Problemlerin ilk defa aile büyüklerince değerlendirilmeleri şarttır.
Bu konuda gençlerimizin dikkat edecekleri noktalara gelince;
• Gerek sevgiyi ve mutluluğu muhakkak ki kendi yuvalarında aramalıdırlar.
• Kötü arkadaş guruplarından uzak durmaları gerekir. Böyle kişiler davranışlarından, hareket ve sözlerinden anlaşılır.
• Boş zamanları en iyi şekilde (okumak, kültürel ve diğer faydalı faaliyetlerde bulunmak gibi meşguliyetlerle) değerlendirmelidirler.
• Yine gençlik dönemi ; halk arasında söylendiği şekliyle “delikanlılık” devresidir. Bu yaşlarda kişilik icabı, gelecek için her an problem oluşturabilecek hareketlere girilebilir, kararlarda isteksizlik olabilir. Gençler bu hususu daima göz önünde tutmalı büyüklerin uyarılarını dikkate almalıdırlar.
Son olarak gençlerimizi uyuşturucunun içine çeken alt kültürden bahsetmek istiyorum. İçki uyuşturucu, kumar, şans oyunları, sapıklıklar, fuhuş evden kaçma gibi faaliyetlerin tümünü besleyen, ortaya çıkaran ortama “Uyuşturucu Kültürü” adını veriyoruz. Zararlı alışkanlıkların temelinde bu vardır ve bunu önlemek uyuşturucu kültürüyle mücadeleye bağlıdır.
Bu kültürün filizlendiği birahane, pub, diskotek, kahvehane, kumarhane, meyhane ve benzeri yerlerden uzak durmalıdır.
Bira ve “alkolsüz” denilen bira, alkolizm ve uyuşturucu batağının başlangıç basamağıdır.
Yine milli manevi değerlerimiz, yüzyıllardan beri nesilden nesile intikal eden geleneklerimiz uyuşturucu kültürünün panzehiridir. Bu değerlere sarılmak zorundayız.

Tik Hastalıgı

28 Haziran 2009 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

tik-bozukluklari

tik-bozukluklari

Vucudda kısa sürelidir, nadiren bir saniyeyi geçer. İstemsiz yapılır ancak kısa süreli de olsa baskılanabilir veya ertelenebilir. En sık yüz boyun bölgesinden başlar ve en fazla görüleni göz kırpma şeklindedir. Genellikle normal davranışı andırır görünümdedir ancak bazen tuhaf veya çirkin görünümde olabilir, çocuğun kendisine veya çevreye zarar verici bir görünüme bürünebilir. Stres altında sıklaşabilir. Kimi durumlarda başka aktivitelerin dahi önüne geçerek yaşam kalitesini bozabilir. Çocuğun özgüvenini azaltır, aile içinde ve sosyal ortamlardaki girişkenliğini bozar. Tiklere eşlik eden kaygılı durum ve klinik tablo sonucu görülen depresyon hali de önemli yaşamsal güçlükler olarak karşımıza çıkar . Başka davranış sorunları ile birlikteliği de sıktır. Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu ve Obsesif Kompülsif Bozukluk’ta tikler sık görülür. Tiklerle başvuran bir hastada detaylı bir nörolojik muayene de yapılmalıdır; çünkü tiklerin ve tik benzeri davranışların görülebileceği nörolojik hastalıklar olduğu gibi, tik ile karışabilen koreiform ve atetoid hareketler, myoklonus, hemiballismus gibi hareket bozuklukları da önemli nörolojik hastalıklara işaret edebilir.

Tiklerin tedavisine başlamadan önce detaylı bir öykü alınarak tam bir tanı konur, tiklerin sıklığı ve şiddeti değerlendirilir, eşlik eden diğer psikiyatrik sorunlar ayırdedilir. Tiklerin stres dönemlerinde arttığı bilindiği için, tedavide ilk yapılması gereken, bu stres etkenlerinin neler olduğunun ortaya konması, ortadan kaldırılmaya çalışılması veya çocuğun kaygı ile başa çıkma becerisinin arttırılmasıdır (stres yönetimi). Basit tiklerin tedavisinde bazen bu kadarı bile yeterli olabilir. Karmaşık tiklerin varlığında ve çocuğun yaşam kalitesinin bozulduğu noktada ilaç tedavileri, davranışçı tedaviler, ailenin çocuğa olumlu tutumlar sergilemesini hedefleyen aile eğitimi de diğer yaygın tedavi yöntemleridir. Ayrıca transkraniyal manyetik uyarım, bazı beyin bölgelerine odaklı cerrahi operasyonlar da son yıllarda üzerinde durulan alternatif tedavi yöntemleri olarak önem verilmektedir.

Şizofreni Hastalıkları

28 Haziran 2009 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

sizofreni

sizofreni

Şizofreni kişilik bölünmesi, zayıf kişilikli olma, zeka geriliği veya tembellik değildir. Önemli ruhsal hastalıklarından birisidir. Hastalarda genelde gerçekle hayal dünyasını ayırt edememe, mantıksal düşünme yeteneği kaybı, normal duygusal tepkiler verememe ve toplumsal kurallara uyamama görülür.Aynı zamanda hatırlama ve normal konuşma yeteneği genelde kaybolur.Diğer bedensel ve ruhsal hastalıklarda olduğu gibi organik nedenleri vardır.Bu gün şizofreninin ortaya çıkışında rol oynayan dopamin ve serotonin sistemi gibi beyinde yer alan taşıyıcı (nörotransmitter) sistemlerin rol oynadığı araştırmalarla gösterilmektedir. Toplumda %yuzde bir oranında şizofreni görülmektedir. Sıklıkla onbeş ve yırmı beş yaşları arasında ortaya çıkmaktadır. Oniki yaşından önce ve Kırk yaşından sonra görülmesi enderdir.

Böbrek Nakilleri

28 Haziran 2009 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

bobrek-nakli

bobrek-nakli

Böbrek transplantasyonu yapılabilmesi için alıcı ile verici arasında ABO kan grubu sisteminde uyum olmalıdır; uyum kuralları kan naklindeki gibidir ( O grubu genel verici, AB grubu genel alıcı ); yani O kan grubu herkese böbrek verebilir, AB kan grubu herkesten böbrek alabilir. Kan gurubu Rh sisteminin ise bir önemi yoktur; yani kan gurubu Rh negatif bir kişi  kan gurubu Rh pozitif bir kişiden böbrek alabilir.
Alıcı ile verici arasında uyum aranan ikinci sistem, doku grubu olarak bilinen HLA sistemidir. HLA sistemi Altı. kromozomun kısa kolu üzerinde yerleşmiş doku uygunluk antijenlerini içerir. HLA bölgesindeki antijenler Bir. sınıf ( A,B,C ) ve İki. sınıf ( D,DR,DP,DQ ) olmak üzere ikiye ayrılır. Böbrek transplantasyonunda önemli olan A, B ve DR antijenleridir ve her insanda ikişer tane bulunur. Böbrek transplantasyonunda en iyi sonuç doku uygunluk antijenlerinde tam uyum olduğu durumlarda alınmaktadır; vericide alıcıda olmayan DR, B, A antijenleri arttıkça alıcının böbreği reddetme olasılığı artmaktadır.

Yumurtalık Kistleri

28 Haziran 2009 Yazan iStanbuL  
Kategori Saglık

yumurtalik-kistleri

yumurtalik-kistleri

Yumurtalık Kistleri Teşhisi

Bayanda alt karın muayenesi sırasında, doktor yumurtalıkların büyümüş olduğunu farkedebilir. Kan testleri ile anormal miktarlarda bulunan hormonlar teşhise yardımcı olur.

Yumurtalık Kistleri ilaç Tedavi

Hamile kalmak istemiyorsanız, doktor doğum kontrol hapı veya “medrosiprogesteron” gibi hamileliği ve rahim duvarlarında kanser öncesi değişikliklerin gelişmesini önleyen uzun süre etkili progesteronlar verir. Hamile kalmak istiyorsanız, doğurganlığı teşvik edici bir ilaç verilir. Klomifen, yüzde yetmiş hamileliğe ortam hazırlamaktadır. Bu ilacı alanların % otuzbeş i sonuçta hamile kalabilmektedir. Bu ilaç yararlı olmazsa, doktor gonadotropin verebilir.

Sonraki yazılar »